İlaç sektöründe 1. yılını dolduran; 5 yıllık hekim, çiçeği burnunda medikal müdür Dr. Mustafa Nergiz Fikir Liderleri okurları için yazdı.
Masanın İki Tarafı
5 Yıllık Bir Hekimin Medikal Müdürlükteki İlk Yılı
Dr. Mustafa Nergiz
İlaç Sektörü, Medikal Müdür
Karmaşık ve dinamik bir tıp alanında, hekim Mustafa Nergiz olarak stetoskopu muayene odasında bırakıp medikal müdür Dr. Mustafa Nergiz olarak kurumsal stratejinin içine daldığım birinci yılımı geride bırakıyorum. Bu yazı için klavyenin başına ilk geçtiğimde kendime şu soruyu sordum: Bu yazı nasıl olmalı? Yani ilaç sektörüne adım atmayı düşünen genç hekimler için medikal müdürlüğü anlatan bir rehber mi, yoksa bir medikal müdürün varoluş amacını salt ticari parametrelerin dışına çıkaran bir manifesto mu? Cevap, yazı ilerledikçe netleşti ve nihayetinde ikisinin kesişim noktasında buluştu.
Sektördeki bu ilk yılımda öğrendiğim en net gerçek şu oldu: Medikal departman, ticari hedeflerin karşısında duran bir duvar değildir. Bilakis, ortada sürdürülebilir bir ticari başarı varsa, inşa edilen bu başarının en sağlam temelidir. Nitekim doğru tıbbi bilginin savunuculuğunu yapmak sadece etik bir duruş değil, aynı zamanda gören gözler için en keskin rekabet avantajıdır.
Peki, bir hekimin kurumsal hayattaki varlığı masaya tam olarak ne koyuyor?
“Kırmızı Alan” Refleksinin Kurumsala Uyarlanması ve Konsültasyon Yapmak
Tıp fakültesi yıllarından bana kalan ve kamuda hekim olarak görev yaptığım 5 yılda kullandığım en hayati refleks şuydu: Kriz anında paniğe yer yoktur. Sözgelimi acil bir vaka önünüze geldiğinde, önce soğukkanlılıkla ortamdaki tüm gürültüyü filtrelersiniz. Akabinde vitallere bakar, ayırıcı tanıyı koyar ve en rasyonel müdahaleyi en hızlı şekilde yaparsınız. İlaç sektöründe medikal sorumluluğu üstlenince, bu hekimlik refleksinin buranın dünyasında ne kadar eşsiz bir silaha dönüştüğünü fark ettim.
Günümüzde verinin ve rekabetin inanılmaz hızlı aktığı bu gibi pazarlarda krizler hiç eksik olmuyor. Sahanın karşılaştığı zorlu bir klinik itiraz, beklenmedik bir pazar kayması, yeni bir rakip lansmanı… İşte bunlar ve daha nicesi kurumsal dünyanın kırmızı alan senaryolarından bazıları. Tam bu noktada o soğukkanlı teşhis yeteneği devreye giriyor. Kırmızı alan senaryolarında departmanların krizleri farklı olsa da markanın sağlıklı bir şekilde yoluna devam etmesi ancak ve ancak kusursuz bir konsültasyon mekanizmasının varlığında mümkün olabiliyor. Pazarlama ekibi, markanın rekabet gücünü korurken; medikal departman ise markanın klinik itibarını savunuyor. En nihayetinde iki departmanın ortak aklıyla konulan bu doğru tanı ve multidisipliner çözüm odaklılık, sadece hekimlerin hastalarına katacağı değeri değil, markanın geleceğini de güvence altına alıyor.
“Hasta Yolculuğu”nun Klinik Gerçekliği
Kurumsal dünyada genellikle grafiklerle ve slayt üzerindeki şemalarla tanımlanan “Hasta Yolculuğu”; aslında poliklinik kapısında başlayan, hekimin reçeteyi yazarken hissettiği sorumlulukla şekillenen ve hastanın tedaviye uyumuyla devam eden canlı, zorlu ve duygusal bir süreçtir. Bir medikal müdür olarak en büyük avantajım, yıllarca masanın reçete yazan tarafında oturarak bu yolculuğun her durağını bizzat yaşamış olmamdı.
Bir hekimin ilaçtan ne beklediğini, hangi yan etkinin hastayı tedaviden koparacağını ve bir mümessil kapıdan girdiğinde hekimin zihnindeki o “Bilimsel olarak ikna oldum mu?” filtresini çok net biliyorum. Kritik bir vakada doğru molekülü seçmenin hekim için ne anlama geldiğini bizzat tecrübe etmiş olmak; stratejilerimizi teorik bir beyin fırtınası olmaktan çıkarıp, doğrudan kliniğin kalbine dokunan sahici bir değere dönüştürüyor.
Sahayı “Bilimsel Elçilere” Dönüştürmek
Bu vizyonu sahaya yansıtmak, benim için medikal müdürlüğün en heyecan verici yönlerinden biri oldu. Saha ekibiyle çalışırken temel hedefim, onlara sadece makaleler sunmak değil, onları hekimle aynı dili konuşabilen, hekim karşısında özgüveni yüksek bilimsel elçilere dönüştürmek oldu.
Eğitimleri tek yönlü bir bilgi aktarımından çıkarıp, sahanın kriz anlarında kullanabileceği bilimsel argümanlara çevirmek, medikal departmanın asıl gücünü ortaya çıkarıyor. Bilimsel doğruluktan ödün vermeyen güvenilir bir portre çizebilmek, tam da masanın iki tarafını birleştiren bu ünvanın özünü oluşturuyor.
Bireysel Şifadan Binlerce Hayata Uzanan Hekimlik
Hekimlik mesleğinin en tatmin edici hali, bir insanın hayatına dokunmak ve onun iyileşme sürecine şahit olmaktır. Kamudaki poliklinik yıllarımda bu tatmini, bugüne dek muayenesini yaptığım binlerce hastamla birebir göz teması kurarak yaşadım. Ancak medikal müdürlüğün bana kattığı en tarifsiz duygu, masanın bu tarafında şifa çemberinin ulaştığı o muazzam ölçek oldu.
Bilimsel temellerini sizin attığınız, doğru ve kanıta dayalı bir stratejiyle lansmanını yaparak hekimlerin kullanımına sunduğunuz bir molekülün, aynı anda binlerce insanın hayatına dokunduğunu bilmek kelimelerle ifade edilemeyen bir his. Bir ilacın, yüzünü hiç görmediğiniz, ismini hiç bilmediğiniz binlerce hastanın günlük yaşamına, ailesiyle geçirdiği vakte ve geleceğine olumlu bir etki yaptığını bilmek; poliklinik odasının duvarlarını aşıp çok daha geniş bir şifa ağı örmek anlamına geliyor. Günün sonunda bütçelerin, pazar paylarının ve stratejilerin ötesinde; çalışmaktan keyif almamı sağlayan asıl motivasyon, ulaştığımız bu makro boyuttaki manevi tatmin oluyor.
Geleceğe Bakış
Birinci yılımı tamamlarken sektörde gördüğüm tablo çok berrak: İlaç sektöründe başarılı liderliğin sırrı “Bilim mi, pazarlama mı?” ikileminde taraf seçmek değil, “En iyi strateji, sağlam bir bilimsel temele dayanandır” vizyonunu masaya koyabilmekten geçiyor.
Stetoskopumu muayene odamda bırakmış olabilirim, ancak tıp eğitiminde edindiğim etik değerler gömleğini hala üzerimde taşıyorum. Ve bir hekim olarak doğru tanı, etkili tedavi ve insan odaklılık refleksim, bugünün medikal stratejilerini ve yarının kurumsal başarı hikayelerini şekillendirmeye devam edecek.





Comment here
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.