AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç, Fikir Liderleri Dergisi’nin yeni sayısında, “CEO Penceresinden” özel dosyasına konuk oldu.
“AstraZeneca’da inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirlik, iş yapış biçimimizin merkezinde yer alıyor. Biz bu üç alanı, yalnızca şirket stratejisinin değil, sağlık sistemlerinin geleceğini dönüştürme sorumluluğumuzun da temel unsurları olarak görüyoruz.”
CEO Penceresinden
AstraZeneca
Dr. Münevver Gönenç
AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı
ASTRAZENECA OLARAK DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ÖNCELİĞİMİZE BİLİMİ, YENİLİKÇİLİĞİ, HASTA ODAKLI YAKLAŞIMI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ALIYORUZ. KÜRESEL UZMANLIĞIMIZI TÜRKİYE’YE TAŞIYARAK; ONKOLOJİ, KARDİYOVASKÜLER, RENAL VE METABOLİK HASTALIKLAR İLE SOLUNUM VE İMMÜNOLOJİ GİBİ KRİTİK ALANLARDA HASTALARA YENİLİKÇİ TEDAVİLER SUNUYORUZ. TEMEL HEDEFİMİZ, BİLİMİ REHBER EDİNEREK KRONİK HASTALIKLARLA YAŞAYAN BİREYLER İÇİN DAHA SAĞLIKLI BİR GELECEK İNŞA ETMEK VE KANSERİ ÖLÜM NEDENİ OLMAKTAN ÇIKARMAK.
F. L: Yaklaşık 30 yıldır ilaç endüstrisinde global firmalarda üst düzey yöneticilik yapmış ve pek çok başarıya imza atmış deneyimli bir lidersiniz. Okurlarımız için kariyerinizi sizden dinlemek isteriz.
DR. MÜNEVVER GÖNENÇ: Kariyer yolculuğum, aktif hekimlikle başladı ancak zaman içinde asıl motivasyonumun; hastalara ve sağlık ekosistemine, daha geniş ölçekte ve sürdürülebilir bir etkiyle katkı sunmak olduğunu fark ettim. Bu anlayışla hekimlikten ilaç sektörüne geçerek medikal, pazarlama, ruhsatlandırma, pazar erişimi gibi birçok alanda görevler aldım.
AstraZeneca öncesinde Pfizer ve Alexion’da; kardiyovasküler hastalıklardan onkolojiye ve nadir hastalıklara uzanan farklı tedavi alanlarında, medikal, pazarlama, satış ve pazar erişim gibi çeşitli fonksiyonlarda görev alma fırsatı buldum. 2015 yılında AstraZeneca’ya katıldıktan sonra Türkiye, MEA bölgesi ve uluslararası pazarlarda üstlendiğim roller; bana farklı iş modellerini ve pazar dinamiklerinin yanında liderliğin özünde insanı, amacı ve dönüşümü bir araya getirmek olduğunu da öğretti. İsviçre’de yaklaşık 80 ülkeyi kapsayan bir coğrafyada görev yapmak, küresel perspektifimi daha da derinleştirdi. Eylül 2025’te AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı olarak ülkeme dönmek ise benim için bir görev değişikliğinden çok daha fazlasıydı. Bu sorumluluk, edindiğim tüm bu birikimi, güçlü ekibimizle birlikte hastalar, sağlık sistemi ve ülkemiz için somut değere dönüştürme fırsatı oldu. Bugün liderliğe bakışım çok net: Gerçek başarı, iş sonuçlarının ötesinde, insanların hayatında anlamlı ve kalıcı bir fark yaratabilmektir.
AstraZeneca, dünyada ve ülkemizde neyi önceliklendirerek hangi tedavi alanlarına odaklanıyor?
AstraZeneca olarak dünyada ve Türkiye’de önceliğimize bilimi, yenilikçiliği, hasta odaklı yaklaşımı ve sürdürülebilirliği alıyoruz. Küresel uzmanlığımızı Türkiye’ye taşıyarak; onkoloji, kardiyovasküler, renal ve metabolik hastalıklar ile solunum-immünoloji ve bulaşıcı hastalıklar gibi kritik alanlarda hastalara yenilikçi tedaviler sunuyoruz. Temel hedefimiz, bilimi rehber edinerek kronik hastalıklarla yaşayan bireyler için daha sağlıklı bir gelecek inşa etmek ve kanseri ölüm nedeni olmaktan çıkarmak. Ancak biz değer yaratmayı yalnızca tedavi geliştirmekle sınırlı tutmuyoruz. Yapay zekâ destekli tanı çözümlerinden mobil sağlık hizmetlerine, farkındalık ve bilinçlendirme projelerinden sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini destekleyen iş birliklerine kadar uzanan geniş bir etki alanında çalışıyoruz. Amacımız, sağlıklı yaşama erişimin herkes için daha eşit, daha hızlı ve daha sürdürülebilir hale gelmesine katkı sunmak. Bilimden aldığımız güçle, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermiyoruz, aynı zamanda Türkiye’de sağlık ekosisteminin geleceğine katkı sağlayan çözümler üretmeyi önemsiyoruz. Hastaları en güncel tedavilerle buluştururken, sağlık sistemine uzun vadeli değer katacak, toplumsal faydayı büyütecek ve sürdürülebilir etki yaratacak adımlar atmaya kararlılıkla devam ediyoruz.
DEĞER YARATMAYI YALNIZCA TEDAVİ GELİŞTİRMEKLE SINIRLI TUTMUYORUZ. YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ TANI ÇÖZÜMLERİNDEN MOBİL SAĞLIK HİZMETLERİNE, FARKINDALIK VE BİLİNÇLENDİRME PROJELERİNDEN SAĞLIK SİSTEMİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ DESTEKLEYEN İŞ BİRLİKLERİNE KADAR UZANAN GENİŞ BİR ETKİ ALANINDA ÇALIŞIYORUZ. AMACIMIZ, SAĞLIKLI YAŞAMA ERİŞİMİN HERKES İÇİN DAHA EŞİT, DAHA HIZLI VE DAHA SÜRDÜRÜLEBİLİR HALE GELMESİNE KATKI SUNMAK. BİLİMDEN ALDIĞIMIZ GÜÇLE, YALNIZCA BUGÜNÜN İHTİYAÇLARINA YANIT VERMİYORUZ, AYNI ZAMANDA TÜRKİYE’DE SAĞLIK EKOSİSTEMİNİN GELECEĞİNE KATKI SAĞLAYAN ÇÖZÜMLER ÜRETMEYİ ÖNEMSİYORUZ.
AstraZeneca’nın inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirlik yaklaşımları hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu konulardaki çalışmalarınızın ilaç ve sağlık sektörüne etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?
AstraZeneca’da inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirlik, iş yapış biçimimizin merkezinde yer alıyor. Biz bu üç alanı, yalnızca şirket stratejisinin değil, sağlık sistemlerinin geleceğini dönüştürme sorumluluğumuzun da temel unsurları olarak görüyoruz.
Çünkü bugün sağlıkta kalıcı değer yaratmak, yeni tedaviler geliştirmekle birlikte; tanıyı hızlandıran, erişimi güçlendiren ve sistemleri daha dayanıklı hale getiren çözümler üretmekle de mümkün. Bu anlayışla, “Bilimle mümkün” vizyonumuz doğrultusunda yapay zekâ ve veri biliminden yararlanarak hastalıkların daha erken evrede tespit edilmesini ve tedavilerin daha kişiselleştirilmiş şekilde sunulmasını destekliyoruz. Qure.ai iş birliğimiz de bunun güçlü örneklerinden biri. Akciğer grafilerinin yapay zekâ ile analiz edilmesi sayesinde kanserin erken teşhisine katkı sağlayan bu modelin, hasta sonuçlarının yanı sıra sağlık sistemlerinin hızını ve etkinliğini de olumlu yönde etkilediğine inanıyoruz.
Sürdürülebilirlik ise bizim için ayrı bir gündem maddesinden çok uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın ayrılmaz bir parçası. İklimden fırsat eşitliğine kadar geniş bir alanda sorumluluk üstleniyor, sağlık sektörünün geleceğini daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir zemine taşımayı hedefliyoruz. Küresel sıfır karbon stratejimiz kapsamında, 2025 sonu itibarıyla Türkiye’deki araç filomuzun tamamını elektrikli araçlara dönüştürdük. 2030’da tüm değer zincirimizde karbon negatif olma hedefimize ilerlerken, çevresel farkındalığı artıran uygulamalarla sektörümüze de örnek olmayı önemsiyoruz. Benim bakış açıma göre, ilaç ve sağlık sektörünün geleceğini belirleyecek olan unsur; bilimi, teknolojiyi ve sürdürülebilirliği aynı vizyonda buluşturabilme kapasitesidir. AstraZeneca olarak biz de bu anlayışla hareket ediyor, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına odaklanmıyor, geleceğin sağlık sistemlerine de katkı sağlayan çözümler geliştirmeye devam ediyoruz.
Ar-Ge ve klinik araştırma çalışmalarınızın son 10 yıl perspektifinden sayısal çıktılarını paylaşabilir misiniz? Bu faaliyetlerinizin Türkiye sağlık ekosistemine katkıları hakkında neler söyleyeceksiniz?
AstraZeneca’da Ar-Ge’yi, şirketimizin büyüme stratejisinin ötesinde, sağlıkta dönüşüm yaratma sorumluluğumuzun temel taşı olarak görüyoruz. Bu yaklaşımımızı rakamlar da net biçimde ortaya koyuyor: Yıllık ciromuzun yaklaşık yüzde 25’ini Ar-Ge’ye ayırıyoruz. 2025 itibarıyla küresel Ar-Ge yatırımımız 14,2 milyar dolara ulaştı ve gelişim aşamasında 199 projemiz bulunuyor. Bu ölçek, güçlü bir bilimsel kapasitenin yanı sıra geleceğin sağlık çözümlerine duyduğumuz uzun vadeli güveni de yansıtıyor. Türkiye, bu küresel araştırma ağımız içinde stratejik öneme sahip ülkelerden biri. Ülkemizin bölgede bir klinik araştırma merkezi haline gelmesine katkı sunmak, bizim için net bir öncelik.
Bugün Türkiye’de en fazla klinik araştırma yürüten şirketlerden biri olarak, yaklaşık 100 kişilik uzman ekibimizle 112 aktif klinik çalışma yürütüyoruz. Ayrıca 2020’den bu yana yaklaşık 3 milyar TL’nin üzerinde yatırım gerçekleştirdik. Bu çalışmalar, özellikle kanser gibi yüksek karşılanmamış ihtiyacın bulunduğu alanlarda, yenilikçi tedavilere erken erişimi mümkün kılarak hasta sonuçlarının iyileştirilmesine somut katkı sağlıyor.
Ben klinik araştırmaların etkisini yalnızca bilimsel çıktılarla sınırlı görmüyorum. Bu çalışmalar aynı zamanda Türkiye’nin araştırma altyapısını güçlendiriyor, sağlık profesyonellerinin yetkinliklerini geliştiriyor, uluslararası iş birliklerini artırıyor ve sağlık sistemine ekonomik değer yaratıyor. Daha da önemlisi, Türkiye’nin küresel klinik araştırmalar ekosistemindeki konumunu güçlendirerek ülkemizin bilimsel itibarına katkı sunuyor. Özetle, klinik araştırmalar bizim için yalnızca bir Ar-Ge faaliyeti değil; Türkiye’nin bilimsel kapasitesini, sağlık sisteminin kalitesini ve gelecekteki rekabet gücünü destekleyen stratejik bir kaldıraç. AstraZeneca olarak önümüzdeki dönemde de bilimi, yatırımı ve iş birliklerini bir araya getirerek Türkiye’de daha fazla değer yaratmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
ASTRAZENECA’DA AR-GE’Yİ, ŞİRKETİMİZİN BÜYÜME STRATEJİSİNİN ÖTESİNDE, SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM YARATMA SORUMLULUĞUMUZUN TEMEL TAŞI OLARAK GÖRÜYORUZ. BU YAKLAŞIMIMIZI RAKAMLAR DA NET BİÇİMDE ORTAYA KOYUYOR: YILLIK CİROMUZUN YAKLAŞIK YÜZDE 25’İNİ AR-GE’YE AYIRIYORUZ. 2025 İTİBARIYLA KÜRESEL AR-GE YATIRIMIMIZ 14,2 MİLYAR DOLARA ULAŞTI VE GELİŞİM AŞAMASINDA 199 PROJEMİZ BULUNUYOR. BU ÖLÇEK, GÜÇLÜ BİR BİLİMSEL KAPASİTENİN YANI SIRA GELECEĞİN SAĞLIK ÇÖZÜMLERİNE DUYDUĞUMUZ UZUN VADELİ GÜVENİ DE YANSITIYOR. TÜRKİYE, BU KÜRESEL ARAŞTIRMA AĞIMIZ İÇİNDE STRATEJİK ÖNEME SAHİP ÜLKELERDEN BİRİ.
Uzmanlık ve hasta dernekleriyle gerçekleştirilen bilimsel ve sosyal sorumluluk faaliyetlerinin toplumsal faydası hakkındaki görüşleriniz neler?
Uzmanlık dernekleri ve hasta dernekleriyle yürütülen bilimsel ve sosyal sorumluluk faaliyetlerini, sağlıkta kalıcı dönüşüm yaratmanın en güçlü araçlarından biri olarak görüyorum. Çünkü bugün sağlıkta gerçek ilerleme, yenilikçi tedaviler geliştirirken diğer yandan doğru paydaşları ortak bir amaç etrafında bir araya getirmekle mümkün. Bu nedenle AstraZeneca olarak kendimizi yalnızca bir ilaç şirketi olarak değil, sağlık ekosisteminin aktif bir çözüm ortağı olarak konumlandırıyoruz. Üniversitelerden kamu otoritelerine, uzmanlık derneklerinden hasta topluluklarına kadar uzanan geniş bir paydaş ağıyla çalışıyoruz. Bu iş birlikleri sayesinde yalnızca ilaç sunmakla kalmıyor; erken teşhis, bilimsel veri üretimi, farkındalık oluşturulması ve sağlık politikalarının şekillenmesi gibi alanlarda da somut katkı sağlıyoruz. Türkiye’de son 10 yılda sosyal etki projelerine 47 milyon TL’nin üzerinde destek vermiş olmamız da bu yaklaşımımızın önemli bir göstergesi. Özellikle akciğer kanseri, diyabet ve kronik böbrek hastalıkları gibi toplumsal yükü yüksek alanlarda yürüttüğümüz çalışmaların çok değerli olduğuna inanıyorum. Hazırladığımız raporlar ve bilinçlendirme projeleri hem toplumun sağlık okuryazarlığını artırıyor hem de karar vericilere veri temelli bir perspektif sunuyor.
Uzmanlık dernekleriyle yapılan bilimsel iş birlikleri bilgi üretimini ve iyi uygulamaların yaygınlaşmasını desteklerken, hasta dernekleriyle yürütülen çalışmalar sağlık hizmetlerinin daha kapsayıcı ve hasta odaklı bir yapıya kavuşmasına katkı sağlıyor. Benim bakış açıma göre bu çalışmaların en büyük toplumsal faydası, sağlıkta ortak aklı ve ortak sorumluluğu güçlendirmesidir. Çünkü sürdürülebilir etki, ancak bilimin, toplumsal farkındalığın ve iş birliğinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor. AstraZeneca olarak biz de geleceğin daha kapsayıcı, daha güçlü ve daha sürdürülebilir sağlık sistemini inşa etmek için paydaşlarımızla birlikte çalışmayı kararlılıkla sürdürüyoruz.⭐️






Comment here
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.