Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü & İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner, Fikir Liderleri Dergisi’nin yeni sayısında, “CEO Penceresinden” özel dosyasına konuk oldu.
“Boehringer Ingelheim Türkiye olarak insan sağlığı faaliyetlerimizi, hasta odaklılığı merkeze alan, çok disiplinli ve entegre bir organizasyon yapısı ile sürdürüyoruz.”
CEO Penceresinden
Boehringer Ingelheim
Okan Güner
Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü & İnsan Sağlığı Direktörü
TÜRKİYE’DE 30 YILI GERİDE BIRAKMAK BİZİM İÇİN YALNIZCA BİR KİLOMETRE TAŞI DEĞİL; AYNI ZAMANDA GÜVENE DAYALI İLİŞKİLERİN, UZUN VADELİ YATIRIMLARIN VE SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞER YARATMA ANLAYIŞININ BİR SONUCU. BU SÜREÇTE TÜRKİYE’Yİ YALNIZCA TİCARİ BİR PAZAR OLARAK DEĞİL, STRATEJİK BİR ORTAK OLARAK KONUMLANDIRDIK. SAĞLIK PROFESYONELLERİ, KAMU OTORİTELERİ, AKADEMİK KURUMLAR VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI İLE GELİŞTİRDİĞİMİZ GÜÇLÜ İŞ BİRLİKLERİ SAYESİNDE SAĞLIK EKOSİSTEMİNE ÇOK BOYUTLU KATKILAR SUNDUK.
F. L: 4 yıldır Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürlüğü görevini başarıyla yürütüyorsunuz. Bu görev deneyiminizde en büyük motivasyon kaynağınız nedir?
OKAN GÜNER: Benim için en büyük motivasyon kaynağı, yaptığımız işlerin insan hayatına gerçek ve kalıcı bir şekilde dokunabilmesi. Gerek yaygın hastalık alanlarında gerekse daha nadir ve karşılanmamış tıbbi ihtiyaçların çok yüksek olduğu alanlarda, hastaların tedavi yolculuklarında fark yaratabilmek son derece anlamlı.
Bu etkiyi, insanı merkeze alan, bilimi rehber edinen ve değerleriyle öne çıkan bir şirket kültürü içinde, birbirine güvenen ve birlikte üretmekten keyif alan bir ekip ile hayata geçirmek benim için ayrıca motive edici. Günün sonunda, yaptığımız işin rakamlardan öte gerçek insan hikâyelerine dokunduğunu görmek, bu rolü her gün aynı sorumluluk ve bağlılıkla sürdürmemi sağlıyor.
Ülkemizde nasıl bir organizasyon yapısıyla insan sağlığı faaliyetlerinizi sürdürüyorsunuz?
Boehringer Ingelheim Türkiye olarak insan sağlığı faaliyetlerimizi, hasta odaklılığı merkeze alan, çok disiplinli ve entegre bir organizasyon yapısı ile sürdürüyoruz. Temel yaklaşımımız; yalnızca ürün sunan bir şirket olmanın ötesine geçerek, sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla birlikte değer yaratmak üzerine kurulu. Bu doğrultuda organizasyonumuz; ekiplerinin güçlü bir koordinasyon içinde çalıştığı bir yapıdan oluşuyor. Her bir ekip, kendi uzmanlık alanında derinleşirken, aynı zamanda ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket ederek hem sağlık profesyonellerine hem de hastalara bütüncül çözümler sunuyor.
Bugün toplamda 292 çalışma arkadaşımızla faaliyet gösterirken, organizasyon yapımızı yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, geleceğin sağlık sistemini de dikkate alarak şekillendiriyoruz. Dijitalleşme, veri odaklı karar alma ve hasta yolculuğuna bütüncül yaklaşım, organizasyonumuzun temel yapı taşlarını oluşturuyor.
BOEHRINGER INGELHEIM OLARAK, 1885 YILINDAN BU YANA İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞI ALANLARINDA “NESİLLER BOYU YAŞAMLARI DÖNÜŞTÜRME” AMACIYLA FAALİYET GÖSTERİYORUZ. BUGÜN 54.000’İN ÜZERİNDE ÇALIŞANIMIZ, 140 FARKLI MİLLETTEN OLUŞAN YAPIMIZ VE 130’DAN FAZLA PAZARDA SÜRDÜRDÜĞÜMÜZ FAALİYETLERİMİZLE BU AMACI HAYATA GEÇİRİYORUZ. TÜRKİYE’DE İSE 1994 YILINDAN BU YANA AYNI DEĞERLER DOĞRULTUSUNDA İLERLİYORUZ.
Geçtiğimiz sene Boehringer Ingelheim, Türkiye’de 30. faaliyet yılını kutladı. Bu 30 yıl sizin için ne anlam ifade ediyor; Türk ilaç ve sağlık sektörünün geleceği ve sürdürülebilirlik açısından nasıl bir perspektif sunuyor?
Türkiye’de 30 yılı geride bırakmak bizim için yalnızca bir kilometre taşı değil; aynı zamanda güvene dayalı ilişkilerin, uzun vadeli yatırımların ve sürdürülebilir değer yaratma anlayışının bir sonucu. Bu süreçte Türkiye’yi yalnızca ticari bir pazar olarak değil, stratejik bir ortak olarak konumlandırdık. Sağlık profesyonelleri, kamu otoriteleri, akademik kurumlar ve sivil toplum kuruluşları ile geliştirdiğimiz güçlü iş birlikleri sayesinde sağlık ekosistemine çok boyutlu katkılar sunduk. Özellikle son yıllarda hayata geçirdiğimiz yerelleşme projesi ile hem hastaların tedavilere erişimini kolaylaştırmayı hem de ülke ekonomisine katkı sağlamayı hedefledik.
Türk ilaç ve sağlık sektörünün geleceğine baktığımızda ise oldukça dinamik bir tablo görüyoruz. Dijital sağlık çözümlerinin yaygınlaşması, sağlığa erişimi kolaylaştıran yatırımlar ve inovatif tedavilere olan ihtiyaç, sektörün büyümesini destekleyen temel unsurlar arasında. Bununla birlikte sürdürülebilirlik, erken teşhis, önleyici sağlık hizmetleri ve sağlıkta eşit erişim gibi konuların da önümüzdeki dönemde daha fazla ön plana çıkacağını öngörüyoruz. Biz de Boehringer Ingelheim olarak, uzun vadeli bakış açımız ve sürdürülebilirlik odağımızla bu dönüşümün aktif bir parçası olmaya devam edeceğiz.
Globalde ve ülkemizde hangi iş alanlarında değer yaratıyorsunuz ve hangi tedavi alanlarına odaklanmış durumdasınız; Boehringer Ingelheim’ın Ar-Ge stratejileri hakkında neler söylersiniz?
Boehringer Ingelheim olarak globalde “İnsan Sağlığı” ve “Hayvan Sağlığı” olmak üzere iki ana iş kolunda faaliyet gösteriyoruz. Her iki alanda da temel amacımız; bilim ve inovasyon yoluyla yaşamları iyileştirmek.
İnsan sağlığında özellikle kardiyovasküler, renal ve metabolik hastalıklar (KRM), onkoloji, solunum hastalıkları, immünoloji, ruh sağlığı ve göz sağlığı alanlarına odaklanıyoruz. Türkiye’de ise kardiyovasküler, renal ve metabolik hastalıklar, onkoloji ve akciğer hastalıkları öncelikli odak alanlarımız arasında yer alıyor. Hayvan sağlığında ise evcil hayvanlardan çiftlik hayvanlarına kadar geniş bir yelpazede, aşılar, parazit kontrol ürünleri ve tedaviler geliştirerek hem hayvan refahını hem de gıda güvenliğini destekliyoruz.
Ar-Ge stratejimizin merkezinde, karşılanmamış tıbbi ihtiyaçlara çözüm üretmek yer alıyor. 2025 itibarıyla 6,4 milyar Euro’yu aşan Ar-Ge yatırımlarımızla sektörün en güçlü araştırma odaklı şirketlerinden biri olmayı sürdürüyoruz. Açık inovasyon yaklaşımımız sayesinde akademik kurumlar, biyoteknoloji şirketleri ve araştırma merkezleri ile güçlü iş birlikleri kuruyor; Ar-Ge portföyümüzün önemli bir bölümünü bu ortaklıklarla geliştiriyoruz. Aynı zamanda hasta içgörüsünü Ar-Ge süreçlerimizin merkezine alarak yalnızca klinik değil, gerçek yaşam ihtiyaçlarına da yanıt veren çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz. Bugün 80’den fazla projeden oluşan güçlü ürün geliştirme hattımız, önümüzdeki yıllarda hayata geçireceğimiz yenilikçi tedavilerin de temelini oluşturuyor.
Son 10 yıl perspektifinden insan sağlığı alanında hayata geçirilen önemli projelerinizi anlatır mısınız?
Son 10 yılda insan sağlığı alanında yalnızca tedavi geliştirmeye değil, aynı zamanda hastalık farkındalığını artırmaya ve erken teşhisi desteklemeye yönelik çok sayıda projeyi hayata geçirdik. Faaliyet gösterdiğimiz alanlarda, odaklandığımız hastalıklar özelinde toplumdaki bilgi ve farkındalık düzeyini artırmayı önceliklendirdik. Bu kapsamda KRM United, Diyabetin Mavi Masası, O Aramızda, İnmede Çare Erken Müdahale ve Nefes Kesen An gibi projelerle; inme, diyabet, kronik böbrek hastalığı, kalp yetersizliği ve pulmoner fibrozis gibi kritik hastalıklarda farkındalık yaratmayı hedefledik. Bu çalışmalar sayesinde farklı hedef kitlelere ulaşarak geniş bir toplumsal etki oluşturduk. Tüm bu projelerde ortak yaklaşımımız; sağlık iletişimini daha erişilebilir, anlaşılır ve etkili hale getirerek bireylerin kendi sağlıklarıyla ilgili daha bilinçli ve zamanında kararlar almasını desteklemek oldu.
BAŞARILARIMIZIN ARKASINDAKİ EN ÖNEMLİ UNSUR İSE KURUM KÜLTÜRÜMÜZ. ÇALIŞANLARIMIZIN ESENLİĞİNİ ODAĞIMIZA ALAN, ONLARIN GELİŞİMİNİ DESTEKLEYEN VE POTANSİYELLERİNİ ORTAYA KOYABİLECEKLERİ BİR ÇALIŞMA ORTAMI SUNMAYI ÖNCELİKLENDİRİYORUZ. KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ ÖĞRENME VE GELİŞİM FIRSATLARI, ESNEK ÇALIŞMA MODELLERİ VE KAPSAYICI BİR YAKLAŞIM İLE FARKLI BAKIŞ AÇILARINI DESTEKLİYORUZ.
Yakın dönemde gerek şirket olarak gerekse lider olarak pek çok ödüllerle anıldınız. Bu ödülleri ve ödüllere giden yolculuğu anlatır mısınız?
Şirketimize, bana ve ekip arkadaşlarıma verilen her ödülü, yaptığımız çalışmaların doğru yönde ilerlediğini ve anlamlı bir değer yarattığını gösteren önemli birer gösterge olarak görüyorum. Bununla birlikte, bizim için asıl önemli olan bu başarıların sürdürülebilir olması.
Ödüllere giden yolculuğumuzda köklü geçmişimizin ve güçlü değerlerimizin payı oldukça büyük. Boehringer Ingelheim olarak, 1885 yılından bu yana insan ve hayvan sağlığı alanlarında “Nesiller Boyu Yaşamları Dönüştürme” amacıyla faaliyet gösteriyoruz. Bugün 54.000’in üzerinde çalışanımız, 140 farklı milletten oluşan yapımız ve 130’dan fazla pazarda sürdürdüğümüz faaliyetlerimizle bu amacı hayata geçiriyoruz.
Türkiye’de ise 1994 yılından bu yana aynı değerler doğrultusunda ilerliyoruz. Bu başarıların arkasındaki en önemli unsur ise kurum kültürümüz. Çalışanlarımızın esenliğini odağımıza alan, onların gelişimini destekleyen ve potansiyellerini ortaya koyabilecekleri bir çalışma ortamı sunmayı önceliklendiriyoruz. Kişiselleştirilmiş öğrenme ve gelişim fırsatları, esnek çalışma modelleri ve kapsayıcı bir yaklaşım ile farklı bakış açılarını destekliyoruz. Bu kültür hem bireysel hem de ekip olarak en iyimizi ortaya koymamızı sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çalışanlarımızın potansiyelini destekleyen, inovasyonu teşvik eden ve sürdürülebilir başarıyı mümkün kılan bir kurum kültürü geliştirmeye devam edeceğiz.
Profesyonel iş hayatında hedefleri olan genç yöneticilere ilham olması açısından nasıl bir kariyer yaklaşımı önerirsiniz?
Öncelikle şuna inanıyorum: Hepimiz kendi kariyerimizin mimarıyız. Bu nedenle kariyerimizi bilinçli, kararlı ve uzun vadeli bir bakış açısıyla şekillendirmek büyük önem taşıyor. Genç yöneticilere en önemli önerim, amaçlarına ve değerlerine sadık kalmaları. Değerlerle uyumlu tercihler, yalnızca başarıyı değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir tatmin duygusunu da beraberinde getiriyor. Bu da uzun vadeli motivasyonun ve başarının temelini oluşturuyor.
Merakı canlı tutmak bir diğer kritik unsur. Yeni öğrenimler, farklı deneyimler ve değişime açık bir zihin, bireyi sürekli ileri taşır. Kendi kariyer yolculuğuma baktığımda, 23 yıllık iş hayatımda 10’un üzerinde farklı rol, sorumluluk ve coğrafyada çalışma fırsatı buldum. Her değişim, konfor alanının dışına çıkmayı, her yeni rol ise hem profesyonel hem de insani anlamda gelişmeyi beraberinde getirdi.
Önümüzdeki dönemde, özellikle teknolojik gelişmeler karşısında yalnızca takip eden değil; sorgulayan, uyarlayan ve mümkün olduğunca öncülük eden bir yaklaşım fark yaratacaktır. Son olarak, insan ilişkilerine yatırım yapmanın gücünü asla küçümsememek gerekiyor. Her yeni ilişki, öğrenme, bakış açısını genişletme ve birlikte değer yaratma fırsatı sunar.
Eklemek istedikleriniz?
Kariyer elbette çok önemli; ancak hayat yalnızca iş ve unvanlardan ibaret değil. Hayatı ıskalamadan; sosyal, kültürel ve insani yönleri beslemek, bireyin hem kişisel tatminini hem de profesyonel gelişimini güçlendiriyor. Farklı alanlarda kendini geliştiren ve hayata bütüncül bir perspektiften bakabilen liderlerin; daha dengeli, daha empatik ve daha etkili kararlar alabildiğine inanıyorum. Bu dengeyi kurabilmenin, uzun vadede hem bireysel mutluluğun hem de başarının en önemli anahtarlarından biri olduğunu düşünüyorum.⭐️
Foto-Röportaj: Ahmet Örs






Comment here
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.